Bencileyin

Türk olmak.

14/1/2009 -Kategori: Makale



Aslında çok şeydir, Türk olmak. Türk olmak, Osmanlı’nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi. Kosova’da ve Bosna’da, Batı Trakya’da ve Makedonya’da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir.


Türk olmak Kıbrıs’ta, Hocalı’da, Anadolu’da ve Balkanlar’da soykırıma uğrayıp, yapmadığın soykırımla suçlanmaktır. Türk olmak faşist olmaktır, vatanına, yurduna, tarihine sahip çıktığınca. Türk olmak demokrat ve çağdaş olmaktır, vatanına, yurduna, tarihine sahip çıkmadığınca.

Türk olmak lisanının Avrupa’da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini anlatamamaktır.

Avrupa’da hor görülmek Türk olmaktır, ataların bir süre asır önce Viyana’yı kuşattığı için ve hoş görülmemektir, sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana’yı yakmadığın için.

Türk olmak Selanik’te Pontus Anıtı’nın, Viyana’da çiğnenen yeniçeri minberinin ve Malta’da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.

Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir. Üç kıtadan dönüp, bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir. Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.

Arabaya koşulan ilk atın vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, yazının bulunduğu, paranın icat edildiği her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta, kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir.

Türk olmak; Troya’dan bu yana, Sümer’den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, bir haftalık hafıza ile yaşamaktır.

Doğu Roma’yı da Batı Roma’yı da yıkıp, yeni Roma olan AB’ye girmeye çalışmaktır Türk olmak. Türk olmak, Mostar’da köprüdür, Kerkük’te kaledir, İstanbul’da Kızkulesi’dir, Anadolu’da buğdaydır, Çukurova’da pamuktur, Ege’de tütün, Karadeniz’de fındık, Trakya’da ayçiçeğidir.

Türk olmak Çanakkale’de ölmektir. Çanakkale’de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanene taşımaktır.

Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlından helallik almaktır. Sabahları odana rahmet dolsun diye, camı açmaktır. Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir. Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır. Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.

Türk olmak, harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip, tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen, yedi düvele meydan okumaktır.

Türk olmak askere davul-zurna ile uğurlanmaktır, belki de dönmeyeceğini bilerek. Türk olmak, annenin ardından “bir oğlum daha olsun, onu da göndereceğim” demesidir. Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken “vatan sağ olsun” demesidir.

Türk olmak “Türk çayında radyasyon olmaz” yalanları ile, “gusül abdesti alana aids bulaşmaz” dolanları ile yaşamaktır. Her hükümetin enkaz devraldığı, ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.

Türk olmak, ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir. Aynı nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır. Göz hakkına, diş kirasına saygıdır Türk olmak. Evindeki bir kap aşın yarısını tanrı misafirine vermektir. Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.

Türk olmak, milli maçta ağlamaktır. Ayhan Işık’a, Belgin Doruk’a âşık olmaktır. Türk olmak, aşkını ölesiye sevmektir. Aşkı için ölmektir, öldürmektir. Sevdiceğinin elini bir tez tutamadan, toprağa girmektir.

Türk olmak. Türk olmak Yunus’u bilmektir, Âşık Veysel’i sevmektir. Mevlana’yı, Hacı Bektaş-ı Veli’yi ve Hoca Yesevî’yi –tek bir satırını okumasa da- yüreğinde taşımaktır.

Türk olmak, saz çaldığında, ney üflendiğinde, kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında, yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir, bir de Yemen Türküsü’nde...


Türk olmak, Asya’da batılı, Avrupa’da doğulu diye tepki görmektir. Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaratılanı Yaratandan ötürü sevmektir.

Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da, silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir. Türk olmak, mahalle maçı için aynı saatte, on kişi buluşamazken, milyon kişinin bir araya gelmesidir. Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir.

Türk olmak en zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül göstermektir.

Zor iştir Türk olmak. Türk olmak Anadolu’da her düşen yağmur damlasına hamdetmek, her çıkan başak için şükretmektir. Türk olmak, medeniyetler mezarlığı Anadolu’da dik durabilmektir.

 

Ufuk GÖKÇEN

A.B.D. Seattle Fahri Konsolosu

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Hapishanede Olmayı Tercih Ederdim

12/10/2007 -Kategori: Makale

 
Hapishanede Olmayı Tercih Ederdim

Kocası Mojave gölünde tatbikata gönderilince, yalnız bırakmamak için Thelma Thompson da onunla birlikte gidiyor.

Çölün sıcaklığı ona cehennem gibi geliyor. Sıcak rüzgar her şeyi kumla dolduruyor. Etrafındaki insanların çoğu İngilizce bilmeyen yerliler ve Meksikalılardan olduğundan kimseyle arkadaşlık kuramıyor.

Birkaç hafta sonra sıkıntıdan patlayacak hale gelen oturup babasına bir mektup yazıyor. “Burada olmaktansa hapishanede olmayı tercih ederdim,” diyen mektubu, “baba gel beni buradan kurtar!” diye bitiriyor.

Şimdi siz kendinizi Thelma’nın babası yerine koyun; böyle bir mektuba nasıl yanıt verirdiniz?

Benim bildiğim birçok baba, “ah benim zavallı kızım, hemen geliyorum, seni o cehennemden kurtaracağım!” der.

Kimi babalar da, “otur oturduğun yerde, kapa çeneni, senin yerin kocanın yanı!” der.

Thelma’nın babası, kızına iki satırlık bir mektup yazarak, içinde bulunduğu duruma nasıl bakacağı konusunda bir seçimi olduğunu hatırlatmış. Mektup şöyle diyormuş:

“Sevgili kızım Thelma,
İki adam hapishane penceresinden baktı; biri çamuru, diğeri yıldızları gördü.
Seni seven baban.”

Bu mektubu alan Thelma, bir seçimi olduğunun farkına varmış ve şikayet etmeyen olumlu, kabul edici bir tavır içinde duruma bakmaya karar vermiş.
Yerlilerin dilini öğrenmeye çabalayarak onlarla yakın dostluklar geliştirmeye başlamış. Onların kilim ve çömlek yapmada ne kadar hünerli olduğunu görerek kendisi de çömlek ve kilim yapmayı öğrenmiş.

Göldeki deniz kabuklarını incelemeye başlamış ve şimdiye kadar hiç görmediği türler keşfederek bir koleksiyon oluşturmaya başlamış.

Çevredeki kaktüslerin çeşitliliğini incelemiş ve onların farklı bir güzellik sergilediğini görmeye başlamış.

Gölde güneşin batışının muhteşemliğini ve çevredeki çöl köpeklerinin ayrı bir tür olduğunu keşfetmiş; çöl köpekleriyle nasıl ilişki kurulacağını öğrenmeye başlamış.

Thelma bir süre sonra yaşamının eskisinden daha anlamlı ve zengin olmaya başladığını görmüş.

Ne Değişti?

Thelma’nın yaşamında ne değişti?

Babasına şikâyet dolu mektubu yazdığı zamanla şimdiki zaman arasında herhalde çöl değişmedi.

Çevredekiler de değişmedi; onlar yine İngilizce bilmeyen yerliler ve Meksikalılardı!

Kaktüsler değişmedi.

Thelma’nın içinde bulunduğu duruma bakışı değişti. Artık çamura değil, yıldızlara bakmaya karar verdi. Bilinçli bir seçim yaptı.

Hint atasözü, “Biz değişince dünya değişir!” der.

Thelma’nın babası kızına seçimlerini hatırlatmıştı; hepsi o kadar.

Uygulama

Gençlere yaptığım konuşmalarda bir gönüllü genci sahneye davet ederim. İki tür uygulama yaparım.

İlk uygulamada emreden bir tavır içinde onun bütün davranışlarını denetleyerek konuşurum.

“Buraya gel!”

“Senin aklın ermez. Dediğimi olduğu gibi yap, başka bir şey yapma! İlerde bana hayır dua edeceksin.”

Onun nereye, niçin, ne kadar hızla, ne kadar yürümesi gerektiğiyle ilgili hiçbir şey söylemeden onu belli bir yöne doğru itmeye başlarım ve bir yandan da, “haydi yürü, direnme, çabuk yürü,” diyerek kolundan sürüklemeye çalışırım.
Birkaç dakika bunu yaptıktan sonra, nasıl hissettiğini, sorarım.
Genellikle, kendimi değersiz hissettim, öfkelenmeye başladım gibi olumsuz duygular dile getirirler.

İkinci uygulamada, ne olmak istediğini sorarım, bana bir meslek ismi söyler, diyelim, doktor olmak istediğini söylesin. Niçin doktor olmak istediğini sorarım, anlatır.

Ona üç doktor tanıtacağımı, her biriyle 15 dakika konuşabileceğini, konuşmak isteyip istemediğini sorarım. İstediğini söyler. Sormak istediği önemli üç soruyu hazırlaması gerektiğini, bu soruları hazırlamak isteyip istemediğini öğrenmek isterim. Bana yardım eder misin, diye sorar. Ona soruları hazırlamasına yardım ederim

Doktorluk hedefine giden yolda yolun hangi aşamalarından oluştuğuna bakmamızın iyi olduğunu düşünür mü, evet iyi olur, der.

Bütün bunları söylerken her bir cümlede bir adım atarım.

Konuşa konuşa, uzun vadeli amacı küçük adımlara böldüğümüzü ve her bir adımın bir zincirin halkaları gibi diğer halkalara bağlandığını ve amaca zaman içinde her bir halkayı tamamlayarak varıldığını anlatırım. Bunun için programlı çalışmak gerektiğini, hem dersi hem de sosyal yaşamı ihmal etmemek gerektiğini söylerim. Bu cümleden olarak ders, spor, arkadaşlar, sosyal yaşam, aileye zaman ve kendine zaman ayırması gerektiği üzerinde dururum. Bütün bunları sürekli konuşacağımızı ve her zaman benimle konuşabileceğini söylerim.
Vermek istediğim temel fikir şu olur: Sen kendi geleceğine yön verebilme gücüne sahipsin; yeter ki iste ve sebat et. Ben sana ancak yardımcı olabilirim ve istediğin zaman seninle konuşmaya hazırım.

Bütün bunları konuştuktan sonra, bu süreç içinde nasıl hissettin, diye sorarım. İyi hissettim, der. Kendini değersiz hissettin mi, sorusuna, tam aksine kendimi değer verilmiş hissettim, diye yanıt verir.

Birinci uygulama ile ikinci uygulama arasındaki temel fark birincisinde denetim bende idi ve ona seçin hakkı vermemiştim. İkincisinde ise, ben ona istediği destek oluyordum, ama her aşamada seçim yapma ve karar verme hakkı ondaydı.

Anne ve baba olarak bu iki yaklaşım arasındaki farkı iyice anlamadan uygulamak zor olacaktır.

Gönüllerinin Muradını Keşfetme

Çocuklarımızın ve sevdiğimiz insanların kendilerini geliştirmelerine yardımcı olabiliriz.

Nasıl yardımcı olabiliriz?

Onlarla sürekli sohbet içinde olduğumuz bir ilişki geliştirerek. Onlarla sürekli sohbet içinde olduğumuz zaman onları belirli bir yöne çekmeyiz, belirli bir yöne itmeyiz, bir şey yapması için zorlamayız; önce tüm dikkatimizle dinleriz ve onların gönüllerinin muradını anlamaya çalışırız.

Gençler çoğu kez kendi gönüllerindeki muradı keşfedemezler; gönlündeki muradı keşfedebilmek ise kişinin değişiminin ve gelişiminin en can alıcı yönünü oluşturur.

Bir kişinin gönlünün muradını keşfetmesine yardımcı olmak istiyorsanız, o kişiyi dinleyin. Sizin dinlemeniz sayesinde kişi kendini daha iyi anlayacak ve gönlünün muradını keşfedecektir.

Doğan Cüceloğlu (29/07/2006)

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

O gün, bugün mü?

12/10/2007 -Kategori: Makale

 
O gün, bugün mü?

Morrie Schwartz, hayat dolu bir üniversite profesörü... 1994'te vücudunda bir gariplik hissetmiş. 70'lık vücudu artık dans derslerini kaldıramayacak kadar bitkinleşmiş. Doktora gittiğinde yakında öleceği haberini almış: Hastalık Morrie'yi tekerlekli sandalyeye bağlamış.

Dersleri bırakmış, evdeki bakıcının kollarında bebekliğe yeniden dönmüş. Kucaklanıp kaldırılır, başkası tarafından yıkanır, poposu pudralanır olmuş. Düşünmüş o zaman:

"Kendimi bırakıp yok olmayı mı bekleyeyim, yoksa kalan zamanımı en iyi şekilde değerlendireyim mi?"

Sonunda ölümünden utanmamaya ve yaşamla ölüm arasındaki son köprünün bütün ayrıntılarını anlatmaya karar vermiş. Hayattaki son dersi, "kendi ölümü" olacakmış.

Önce sevdiklerini toplayıp, onlara bir "canlı cenaze töreni" düzenlemiş. Bizim ancak ölenlerin ardından yaptığımız sevgi konuşmalarını hayattayken dinleme ve gönlünce cevap verme şansını yaratmış. ABC televizyonunun ünlü haber sunucusu Ted Koppel'ın programına konuk olunca üne kavuşmuş. Dünyanın dört bir yanından mektup yazan, röportaja gelen insanlar ona "son yolculuk"u sormaya başlamışlar. Morrie'nin bu sorulara verdiği yanıtlar Türkçede de yayımlandı. (Mitch Albom, "Öğretmenim Morrie'yle Salı Buluşmaları", Boyner Y. 1997)

Birbirinden ilginç o yanıtlardan benim aklımda kalan ders şu oldu:

"Herkes öleceğini bilir, ama kimse buna inanmak istemez. Oysa öleceğimize inansak, bazı şeyleri farklı yapardık. İnsan ölmeyi öğrenince yaşamayı da öğrenmiş oluyor. Budistlerin yaptığını yap ve her sabah omuzundaki küçük kuşa sor:

- O gün, bugün mü?

Hazır mıyım? Olmak istediğim insan mıyım? Kariyer, iyi maaş, araba ve ev taksitleri... Hayattan istediğim şey bu mu?"

"Şuraya uzanmış yavaş yavaş ölürken rahatlıkla söyleyebilirim ki, istediğin kadar güce ya da paraya sahip ol, yaşamı satın alamazsın." diyor Morrie... "

- Son bir 24 saatin olsa ne yapmak isterdin?" sorusuna ise herkesi şaşırtacak kadar sade bir cevap veriyor:

"- Sabah kalkar, jimnastiğimi yapar, ardından çörek ve çayla kahvaltı eder, yüzmeye giderdim. Sonra arkadaşlarımı evde güzel bir öğle yemeğine davet eder, onlara ne kadar değer verdiğimi anlatırdım. Ardından ağaçlıklı bir bahçede yürüyüp renkleri, kuşları seyreder, doğayı içime çekerdim. Akşam sevdiklerimle bir restorana gidip yemek yer ve en güzel kızlarla tükeninceye dek dans ederdim. Ardından eve gelir mükemmel bir uyku çekerdim."

Sizin bunları yapacak vaktiniz var. Bütün yapmanız gereken arada bir omuzunuza bir bakış atıp sormak: "Bugün mü küçük kuş, bugün mü?"

Can Dündar

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İnternetin faydası ve zararları.

11/10/2007 -Kategori: Makale

 

İnternet haftası dolayısıyla Meltem Radyo’da, her cumartesi ve pazar günü sabah 10.30 - 12.00 saatleri arasında yayınlanan "Adem Korkmazla Beyaz Yaşam" programına konuk olmuştum nisan ayının ilk pazar günü. Konu İnternetin fayda ve zararlarıydı. 1 saat 30 dakikaya sığmayacak bir konu olduğundan fazla detaya girmemeye çalıştım. Aksi halde önemli olmasına rağmen bir çok konuyu konuşma fırsatı bulamayacaktık. Yine de öyle oldu ya!.. Özet konuşmamın bile yarısını ancak söyleyebilmiştim.

Orada söylediklerimi ve söyleyemediklerimi toparlayarak (sizleri sıkmamak için) önemli kısımlarını makale şeklinde sunmayı faydalı buluyorum. Teknik konulara girmeden, her seviyeden insanımızın anlayacağı şekilde yazmaya çalışacağım.

İnternet Nedir?
Herhangi bir kurum ya da kuruluşa ait olamayacak kadar büyük bir ağdır diye en basit tanımını yapabilirim sanırım.

İlk olarak 1969 yılında ABD’nde savunma bakanlığına bağlı çalışan adli kurum tarafından bir savaş veya nükleer saldırı tehlikesi gibi durumlarda askeri birimler arasında kesintiye uğramayacak bir iletişim ağı oluşturmak amacıyla kurulmuştur.

1970’li yıllarda üniversitelerin ağa eklenmesi ile kapsamı genişletilen internet, zaman içinde diğer ülkelerin de dahil edilmesi ile zaman içinde günümüzdeki halini almıştır.

İletişimin zor olması ve bilgi gerektirmesi sebebiyle herkes tarafından kullanılamaması büyük bir problemdi. Web sayfası formatının geliştirilmesi ile bu problemde halledilerek günümüzdeki halini almıştır.

İnternetin Faydaları ve zararları nelerdir?

Bu kadar teknik bilgi yeter sanırım. Kısaca faydalarını şöyle özetleyebilirim.

1) Bilgiye erişimin kolaylaşması: Eski zamanları şöyle bir hayal edin. Bilgiyi bir yerden başka yere ulaştırmak çok zordu. Yazılan kitapların bile büyük bir kısmı çok az insana ulaşabiliyor, zaman içinde yıpranıp yok oluyordu. Kimilerini ise yüzyıllar sonra keşfediyordu insanlar. Ama ne yazık ki bir çoğu keşfedildiği dönemde fazla bir şey ifade edemiyordu.
2) Haberleşme imkanının artması : Haberleşme sanırım en önemli şeylerden biri. Bildiğiniz gibi dumanla haberleşmeden, posta güvercinlerine, posta arabalarından, haber ulaklarına, telgraftan telefona, radyodan televizyona kadar teknolojinin en fazla ilgilendiği konu olmuştur haberleşme. İnternetin hayatımıza girmesiyle haberleşme sanırım hiç olmadığı kadar büyük bir hıza kavuştu.
3) Bilgiye anında erişim sayesinde zamandan tasarruf: Bilgiye erişmek için aylarca yol gitmek zorunda kalan insanlarla, bir tuşa basarak hayal bile edemeyeceğiniz kapasitede bilginin ayağınıza gelmesini karşılaştırırsanız zaman açısından ne kadar tasarruf sağladığı görülecektir.
4) Bilgi paylaşımının kolaylaşması: Mesela nüfus müdürlüğünden ”vukuatlı nüsuf bildirimi” belgesi alacaksınız. İşlerin yoğunluğuna göre beş on dakika ile, birkaç saat arasında bunu almanız mümkündür. Hangi şehirde olduğunuzun önemi bile yoktur. Bunu sağlayan ortak veri tabanını kullanan kurumun her şubesinden istenilen bilgiye erişebilmesidir. Bu örneği istediğiniz kadar artırabilirsiniz. Bankalar mesela…
5) Ses ve görüntünün iletimi: Messenger ve diğer programları kullanarak dünyanın neresinde olursa olsun yakınlarınızla sesli ve görüntülü iletişimi ücretsiz kullanma imkanına sahipsiniz. Oturduğunuz yerden saatler süren hoş sohbetler edebilirsiniz.
6) İnsanların seslerini duyurabilmesi: Fazla eskiye gitmeye bile gerek yok. 10 yıl önce sesinizi kamuya duyurabilmek için basılı, sesli ve görsel basını kullanmak veya kitap yazmak zorundaydınız. Oysa günümüzde isteyen herkes internette site açarak, forumlar kurarak, haber gruplarına, tartışma gruplarına üye olarak sesini duyurma imkanına sahiptir.

Genel olarak faydalarını kısaca özetledikten sonra edebiyata katkılarına değinmek istiyorum.

Eskiden yazar ve şairler başta İstanbul olmak üzere sadece büyük şehirlerden çıkmaktaydı. Anadolu halkı onları erişilmez, ulaşılmaz zannederdi. Bunun en büyük sebebi; edebi faaliyetlerin büyük şehirlerde yapılabilmesi, taraftar bulabilmesi ve ilgi görmesiydi. Nüfusun büyüklüğüyle doğru orantılı şekilde bu ilgi artmaktaydı. Her kitabı bulmak kolay değildi. Büyük şehirlere gidip satın almak gerekiyordu. Halkımızın buna ne vakti ne de nakti yetmiyordu.

İnternet sayesinde oturduğunuz yerden kredi kartı veya teslimde ödemeli olarak istediğiniz kitaba dergiye ulaşmanız, satın almanı mümkündür. Teknolojinin gelişmesiyle nakliye giderlerinin azalması kitap fiyatlarına olumlu yansımaktadır.

İnterneti her zaman büyük bir kütüphane olarak görmüşümdür. Okunacak o kadar çok bilgi var ki!.. Ne yazık ki okumaya vakit yetmiyor.

Artık bir yazara veya bir şaire ulaşmak birkaç tuşa tıklamayla mümkün. Sonuncu Köy forumunda olduğu gibi bir çok forumda onlarla tanışmak, sohbet etmek, fikirlerinden faydalanmak hatta çeşitli konularda tartışmalar yapmanız çok kolay hale geldi.

Bunun yanında edebiyata kâbiliyeti olan insanlar kendilerini geliştirmek, seslerini duyurmak açısından hiç olmadığı kadar şanslılar. Eserlerini internet sayesinde büyük kitlelere kolayca ulaştırma imkanına sahip oldular.

Edebiyat konusunda kendilerini geliştirmek isteyenlere Hicran Dergisi gibi bir çok edebi sitenin internette yer aldığını, bu sitelere üye olarak eserlerini gönderebileceklerini, böylece diğer yazar ve şairlerin eserlerini okuyarak kendilerini geliştirirken, bir yandan da kendi yeteneklerini kıyaslama imkanına sahip olabileceklerini hatırlatmak isterim.

Sanal ortamda edebiyat yapılamaz gibi yanlış bir fikre sahip olanlara, edebiyatın sanalının olamayacağını, edebiyatın her yerde edebiyat olduğunu hatırlatmak isterim. Edebiyatın matbusu elektroniği olmaz. İkisinde de amaç okurlara ulaşmak olduğuna göre amacın gerçekleşmesi önemli değil midir. Kağıda basılmaması neyi değiştirir ki!..

İnternetin zararlarına gelmeden şunu söylemem gerektiğine inanıyorum;

Cansız hiçbir şey kendi başına ne faydalıdır ne de zararlı. Fayda veya zararı sizin onu nasıl kullandığınıza bağlıdır. Silahla ülkenizi korursanız faydalanırsınız, adam öldürürseniz hem zarar görür hem zarar verirsiniz. İnternette böyledir.

Zararlarını da kısaca özetlemek ve ardından önemli kısımlara değinmek istiyorum.

1) Sanal kumarhaneler : Kumarhanelerin belirli yerlerde toplanması ve girmenin kolay olmaması sayesinde zararları günümüzde olduğu kadar vahim değildi. Oysa günümüzde sanal kumarhaneler yüzünden isteyen herkes kumar oynayabilmekte, hayatlarını karartabilmektedir.
2) İnternet Cafeler : Yine kullanımına göre çok faydalı olabilecek bu yerler yetersiz denetim ve para hırsı yüzünden özellikle çocuklarımıza büyük zararlar vermektedirler.
3) Sanal çöpçatanlık ve pornografik siteler : Yaşları, bilgileri ve psikolojileri cinselliği tüp çıplaklığıyla tanımaya uygun olmayan çocuklarımız, bu tip siteler yüzünden çarpık hatta sapık bir psikolojiyle yetişme tehlikesiyle karşı karşıyadırlar.
4) Toplumsal açıdan zararları: Konu önemine binaen aşağıda anlatılacaktır.


Eskiden buram buram hasret kokan, samimi, sıcak mektuplar alırdık. Mektup arkadaşlığı diye bir şey vardı. Fikirlerimizi, duygularımızı paylaşırdık. Postacıyı görünce tatlı bir heyecan duyardık.

Mektuplar edebiyatımızda önemli bir yer işgal ederdi. Postacılara bile şiirler yazılır şarkılar bestelenirdi.

Askerde; yavuklusuna hasretini, sevgisini anlatan sıcacık mektuplar yazardı gençler. Buram buram hasret kokardı, sevda kokardı.

 

Oysa şimdi elektronik posta (e-mail) denilen soğuk mektuplarda bunları yaşama ve hissetme imkanı kalmamıştır. Hasretin yerini abuk sabuk karakterler, sevdanın ve diğer duyguların yerini sırıtan yuvarlak kafalar şeklinde acaip grafikler aldı.

Uzun uzun yazılan duygu dolu mektuplar yok artık. Birkaç kelimelik buz gibi elektronik postalar var!..

Toplumsal zararlarını şu başlıklarda toplayabilirim.

a) Çocukların zihin gelişimine, toplumsal değerler açısından gelişimine zararları.
b) Sosyallikten uzak bir gençliğin yetişmesi.
c) Dilimizin bozulması. Güzel Türkçemizin yerini garip kısaltmaların alması.
d) Kültürümüzün yozlaşması.
e) Milli ve manevi duyguların körelmesi.
f) Reklamlar sebebiyle marka bağımlısı bir toplum oluşması.
g) Bilişim suçları denilen yeni bir suç türünün oluşması.
h) Kitap okuma alışkanlığını yok etmesi.
i) Zaman israfına sebep olması.

Bu zararların farkına varan Almanya Devleti “BENİM BİLGİSAYARIM YOK, AMA BİR SÜRÜ ARKADAŞIM VAR.” adında bir kampanya başlatmıştır.

İnternet Cafeler Nasıl olmalıdır?

Toplumu internete hazırlamadan, internet alt yapısını ve kurallarını oluşturmadan halkımıza sunan devletimiz yaptığı hatayı yeni fark etmeye başlamıştır.

Özellikle internet cafe denilen yerlerin denetimden uzak olması, buraların fayda yerine zarar vermesine sebep olmaktadır.

İnternet cafeler nasıl olmalıdır? Zararlarını önlemek için nasıl bir yöntem uygulanmalı, ne gibi tedbirler alınmalıdır?

Bunları tespit edebilmek için öncelikle zararlarına kısaca bakmamız gerekir.

a) Sanal dünya ile gerçek dünyanın birbirine karışması.
b) Suça teşvik etmesi.
c) Çocukların gelişimine faydalı oyunlar oynamak yerine bilgisayar oyunlarına mahkum olmaları.
d) Ders ve eğitim için ayırdıkları zamanı buralarda israf etmeleri.
e) Başta göz sağlığı olmak üzere sağlığımıza zararları.
f) Kitap okuma alışkanlığını yok etmesi.
g) Yaşlarına uygun olmayan zararlı oyunları çocukların oynayabilmesi.

Kısaca zararlarına göz atınca çözümlerin neler olabileceği ortaya çıkmaktadır. Nelerdir bunlar?

a) İnternet cafelere giriş yaşının 13’ten 16’ya çıkarılması gerekmektedir.
b) Çocukların buralarda geçirebilecekleri sürede kısıtlama getirilmesi.
c) Psikolojilerini ve diğer gelişimlerini kötü etkileyecek oyunların oynanmasının yasak olması.
d) Pornografik vb. gibi sitelere girişin yasaklanması.
e) Sigara içme yasağı gibi sağlık açısından gerekli kısıtlamalar getirilmesi.
f) Yangın tehlikesi vb. tehditlere karşı yangın söndürme cihazlarından tutun, kargaşa çıkmadan, panik yapmadan tehlikeli mekanın tahliye edilmesine kadar diğer önlemlerin alınması.
g) Elektrik tesisatlarının gizli olması, elektrik çarpması gibi tehlikelerin önlenmesi.
h) Bilgisayar ekranlarının yeni olması ve ekran filtrelerinin kullanılması. (Eski ekranlar daha fazla zararlıdırlar.)
i) Oturulan sandalye ve koltukların ortopedik olması.
j) Denetlemekle sorumlu kurum ve kuruluşların sık sık denetleme yapması.


Yazıma son vermeden önce şunları söylemeyi görev biliyorum.

Anneler ve babalar!.. Her şeyi devletten beklemeyin. Önce siz görevlerinizi yapın. Sonrasında devletten isteyeceklerinize gelsin sıra. Neler mi görevleriniz?

1) En azından çocuklarımızı denetleyecek kadar bilgisayar ve internet öğrenin.
2) Çocuk odalarına bilgisayar koymayın. Varsa çıkarın. Herkesin ortak kullanımında olan bir odaya koyun.
3) Sınırsız internet erişiminiz bile olsa kullanımına sınır getirin.
4) Çocuklarınızın internet ve bilgisayardaki alışkanlıklarını öğrenin. Ne tür oyunlar oynadıklarına, internette nerelerde gezdiklerine, kimlerle sohbet ettiklerine, ne tür faaliyetler yaptıklarına dikkat edin.
5) Çocuklarınızla iletişim kurun. Zararlı siteleri ve zararlı oyunları anlatın. Bunu onların anlayabileceği bir üslupta ve uzun cümleler kurmadan yapın.
6) Zararlı yazılımlara engel olmak için antivirüs programları kullanın. (Sonuncu Köy forumda 1 yıl lisanslı ve ücretsiz, tamamen yasal Kaspersky Antivirüs programını indirebilirsiniz.)
7) Zararlı sitelere girişi engelleyen filtre programlarını kullanın. Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun sitesinden ve Sonuncu Köy forumdan ücretsiz edinebilirsiniz.

Fahrettin PETRİÇLİ

Yorum (10) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı