Bencileyin

Utanıyorum...

6/1/2009 -Kategori: Yazilarim



Utanıyorum insanlığımdan...
Katliama seyirci kalmaktansa ya taş olsaydım ya da bir hayvan.

Utanıyorum müslümanlığımdan...
Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" sözü geliyor aklıma. Müslüman komşusu demiyor Gül Peygamber... Ne olursa olsun kim olursa olsun komşusu diyor!.. Oysa ben, müslüman kardeşlerimin katledilmesini seyrediyorum film seyreder gibi. Üzülerek seyrettiğim için (sanki bir şey yapmışım gibi) kandırmak istiyor nefsim beni. Elinden ne gelir ki diyor!.. Oysa... Oysa müslümanlar kardeştir. Kardeşim ölürken, öldürülürken, katledilirken seyretmekten başka şeyler gelmeli elimden.

Utanıyorum ağlamaya...
Ağlamak ikiyüzlülük gibi geliyor bu bana. Ağlayarak kendimi kandırmak istemiyorum. Hayır ağlamayacağım!..

Utanıyorum Filistinli kardeşlerimizden...
Müslümanlar olarak bir şey yapmadığımız için utanıyorum.

Utanıyorum Rabbimden...
Mahşer gününde, kardeşlerimin katledilmesini sadece seyrettim demekten utanıyorum. Nasıl kaldırırım başımı. nasıl dururum karşısında.

Utanıyorum herşeyden...
İslamiyetin sadece namaz kılmak, oruç tutmak gibi ibadetler olduğunu zannettiğimiz için utanıyorum. Oysa İslamiyet kusursuz ve sosyal bir dindir.

Camileri, halkın sosyal meselelerinin tartışıldığı yer olmaktan çıkarıp sadece namaz kılınan yerler haline getirdiğimiz için tüm bunlar.

İdeallerimizi bir kenara bırakıp, sadece kendi menfaatimiz peşinde koşmaya alıştığımız için tüm bunlar.

Kardeşlik duygusunun içini boşaltıp, anlamsız bir kelime haline getirdiğimiz için tüm bunlar.

Bir gün öleceğimizi unuttuğumuz için tüm bunlar.

Ya bir şeyler yapmalıyız, ya da utancımızdan ve kahrımızdan ölmeliyiz.










Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

AĞLAMAK

18/12/2008 -Kategori: Yazilarim



AĞLAMAK

Ağlamak deyip geçmeyin. Ağlayabilmek erdem, ağlamak saadettir kıymetini bilene.

Kimine göre zayıflıktır ağlamak, ağlayabilmek! Güçsüzler ağlar, çaresizler ağlar zannediyorlar. Oysa Nazım Hikmet “Ağlamak meselesi” isimli şiirinde bakın ne diyor:

Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
Farkına bile varmadan?
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
Ayıpsız,
Aşikâre,
Yağmur misali?

Neylersin alışkanlık
İçin kan ağlarken yüzün güler
Dikilitaş gibi dinelirsin yine.
Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer
Anneler gibi ağlamanın yiğitliğine?

"Neden ağlarız?" Sorusuna isterseniz birlikte cevap arayalım.

Duygulanır ağlarız kimi zaman. Ya sevdiğimiz bir insanı yolcu ediyoruzdur ya da sevdiklerimiz bizi yolcu ediyordur. Ne bileyim, mesela duygusal bir film seyrediyoruzdur

Hiç beklemediğimiz bir anda sevinçli bir haber almışızdır. Veya sevdiğimiz insan çıkıverir karşımıza birdenbire!.. Ayrılığın acısına, hasret ateşine katlanmışızdır uzun süre. Sevdiğimiz aniden çıkınca karşımıza duygu boşalması yaşarız ve ağlarız. Mutluluk gözyaşlarıdır bunlar.

Çok sinirlenmişizdir, karşımızdakinin kalbini kırmaktansa kimsenin olmadığı bir yerde ağlayarak boşaltırız sinirimizi.

Çocuklar neden çok ağlar hiç düşündünüz mü? Kendilerini ifade edecek yaşa gelinceye kadar ağlayarak şikâyetlerini anlatırlar bize. Ağlamak evrensel bir dildir ve her çocuk daha doğduğu andan itibaren bizimle ağlayarak iletişim kurarlar ancak. Ne dünyayı ne de dünya dillerini bilmedikleri için başka çareleri de yoktur.

Korktuğumuzda ağlarız mesela. Erkekler çocukluklarında ağlarlar korkudan. Kadınlar gibi serbestçe ağlayamazlar büyüyünce. Erkekler ağlamaz çünkü!..

Nazım ustanın “Anneler gibi ağlamanın yiğitliğine” dediği şeye cesaret edemez erkek. Korkaklar ağlar zannedenler bilmezler mi erkekler korktukları için ağlayamazlar. Kadına her zaman ve her yerde serbest olan ağlama hakkı erkekler söz konusu olduğunda çok kısıtlıdır. Ayıp görülür çoğu toplumda.

Üzüntüden ağlarız. Acı bir haber almışızdır veya sevdiğimiz birini kaybetmişizdir. Sevdiğimize mi ağlarız yoksa O’nu kaybettiğimiz için kendi halimize mi ağlarız pek belli değildir.

Şefkatten veya acıma duygusundan ağlarız kimi zaman. Bazen acı çeken bir hayvandır buna sebep, bazen Afrika’da açlıktan ölen insanlar…

Hasretten ağlarız kimi zaman. Evladını uzun süredir göremeyen anne ve baba gibi ya da sevgilisinin hasretine dayanamayan bir aşık…

Çaresizlikten de ağladığımız olur. Gücümüz yetmemiştir bir şeylere ve güçsüzlüğe, çaresizliğe bir sitemdir ağlamak.

Görüldüğü gibi ağlamanın sebebi çoktur. Oysa güçsüzlük, korku veya çaresizlik; ağlama sebeplerinin çok küçük bir kısmını teşkil etmektedir.

Ağlamak deyip geçmeyin. Ağlayabilmek erdem, ağlamak saadettir kıymetini bilene.

Özdemir Asaf “Ağlamak” isimli şiirinde şöyle diyor:

Ağlamak
Unutmak kadar kolaydır inan
Sevin ağlayabiliyorsan
Sevin ağlıyorsan
Gül ağlayabiliyorum diye
Gül ağlıyorum, ağlıyorum diye
Sana bir şey yapamam
Ağlayamıyorsan...

Ağlamak
Bazı acılarda yetmez
Bazı ölümlere

Örtüsüdür bazı acıların
Örter, örtülmez
Savunur bir süre

Ağlayanlar sevinmeli
Sevin ağlayabiliyorsan
Acılar art arda dinmeli

Durur bir nöbetçi gibi
Durur bir bekçi gibi
Zamana gülmeli gülmeli

Sevin ağlayabiliyorsan
Unutmanın kardeşidir ağlamak
Uyur uyanır yatağında duyguların
Düşüncenin kucağında hep çocuktur
Ağlamak

Ağlamasını bilmeyenlere acımışımdır her zaman. Ağlamak kalbi yumuşatır.

Bacağına kramp girmiş birinin çektiği acıyı düşünün! .. Kasların yumuşatılması gerekir. Aksi takdirde ya sakatlık oluşur ya da en azından dayanılmaz acılar çekilir.

İşte kalpte zamanla katılaşır ve kasılır. Ağlamaktır onu yumuşatıp rahatlatacak olan. Aksi halde kalbi katılaşan ve zamanla bu katılığı daha da artan insanlar hem kendileri azap duyarlar hem çevrelerine azap çektirirler.

Çevrenize şöyle bir baktığınızda bu tip birçok insan görürsünüz.

Çocukluğunda şefkat, merhamet gibi duyguları tanımadan büyümüştür, hor görülmüş, aşağılanmıştır. Büyüdüğünde, kendisine yapılanların acısını başkalarına çektirmeyi meziyet zannederek güçlü olduğunu ispata çalışır.

Bir zamanlar nasıl kendisi sömürülmüşse eline fırsat geçince güçsüzü, zayıfı sömürmeye, ezmeye başlar.

Yaptığının yanlış olduğunu anlatamazsınız. Çünkü hayat felsefesi “Ezmezsen ezilirsin” dir. Ezikliğin sebep olduğu aşağılık kompleksiyle güçlü olduğunu ispat etmeye kendisini mecbur hissetmektedir ve ezmeyi, sömürmeyi, acımasızlığı güçlü olmak zanneder.

Oysa;

Ağlamak insanı kibirden, gururdan arındır, diğer insanlardan farkı olmadığını kabul ettirir.

Ağlamak anlamaktır aynı zamanda. Dünyanın yalancılığını anlatır insana. Hiçbir şeyin kalıcı olmadığını kabul ettirir.

Ağlamak hatırlamaktır kimi zaman. Unuttuğu duyguları hatırlatır. Şefkat, acıma, sevme, sevilme ve diğerlerini…

İnsan ağladıkça insanlaşır, ağladıkça sakinleşir, ağladıkça fırtınalar durulur.

Ağlamak deyip geçmeyin. Ağlayabilmek erdem, ağlamak saadettir kıymetini bilene.

Fahrettin Petriçli


Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Irak Heyeti Türkiye’de.

26/10/2007 -Kategori: Yazilarim

 

Irak Heyeti Türkiye’de.

 

Gazetelerde şöyle bir haber var;

 

Hoşyar Zerabi, New York Times gazetesi ile telefonda yaptığı söyleşide, üst düzey Irak heyetinin Türkiye'ye "Irak hükümetince PKK'yı izole etmek ve faaliyetlerini engellemek amacıyla atılacak pratik adımlar ve önlemleri" önereceğini söyledi.

Heyetin, Irak içerisinde herhangi bir Türk askeri eylemine onayla ilgili görüşmesine izin verilmeyeceğini anlatan Zebari, "Iraklı yetkililerin, asilere yönelik silah sevkiyatı ve lojistik desteğinin durdurulması önerisi yapacakları"nı söyledi.

Zebari, önerinin Türkiye'nin taleplerini tam karşılamadığını kabul etti ancak "Irak tarafının yapabileceği en iyi öneri" olduğunu savundu.

ANKA

 

Görüldüğü gibi heyet çözüm bulmaya değil, oyalamaya çalışıyor. Zebari’nin sözleri aslında tek başına savaş sebebi bile sayılabilir. Ne diyor?

“ASİLERE YÖNELİK SİLAH SEVKİYATI VE LOJİSTİK DESTEĞİ DURDURABİLİRİZ.”

Açıkça teröristlere silah sevkiyatı ve lojistik destek sağladıklarını itiraf etmektir bu!.. Bunları zaten biliyoruz ama, kendilerinin açıkça söylemesi çok çarpıcı oldu.

Hükümetimizin Irak’a girmekten ve ekonomik ambargoları uygulamaktan başka seçeneği yoktur.

Aksi halde uluslar arası platformlarda (3. teskere de fos çıkarsa) ülkemizin itibarı yerlerde sürünür.

İsteklerin karşılanmaması Türklerle Kürtler arasında çatışmalara sebep olabilir. Provokasyonlar şimdiden başlamış durumda…

Birleşmiş Milletlerin 51.nci maddesi uyarınca nefsi müdafa konumunda olan Türkiye’ye kimse bir şey söyleme hakkına sahip değildir.

Nato üyelerinin Türkiye’yi desteklemeleri bu durumda mecburidir.

 

Bunca şeye rağmen hükümetin bir şey yapmaması düşünülemez, düşünülmemelidir.

 

Fahrettin Petriçli

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Y E T E R ! . .

24/10/2007 -Kategori: Yazilarim

 

Savunma Bakanı Vecdi Gönül, A.B.D. Savunma Bakanı’dan hemen harekete geçmelerini istedi ve “Hemen bir şeyler yapmanız lazım, kamuoyu baskısı çok büyük” dedi.

 

A.B.D. savunma bakanı bu görüşmeyle ilgili basın açıklamasında “Tek başlarına harekete geçmekten çekindiklerini gördüm ve rahatladım” dedi.

 

Aradan günler geçiyor, hükümette Kuzey Irak operasyonuyla ilgili hiçbir hareket yok!.. Dünya bizim A.B.D.’ den korktuğumuzu düşünmeye başladı. Şehit verdiğimiz evlatlarımızın acısına teröristlerin elinde rehin kalan evlatlarımızın acısı eklendi. Henüz daha önce rehin alınan polisimizi kurtaramadık.

 

Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlettir.  Şerefli bir devlettir. Şanlı ordumuz tüm hazırlıklarını zaten yapmış olarak beklemektedir. Siyasilerin “aklı selim”le davranmalarını anlıyoruz. Fakat bunun da bir sınırı olmalı.

 

Siyasilerin harekete geçmesi için daha kaç tane vatan evladının ömrünün baharında şehit olması, daha kaç tane ananın yüreğinin kan ağlaması, daha kaç tane gelinimizin dul kalması ve kaç tane çocuğumuzun yetim kalması gerekiyor acaba?

 

Türk halkı tam destek vermektedir, muhalefet tam destek vermektedir, sivil toplum kuruluşları tam destek vermektedir ve en önemlisi ordumuz hazır beklemektedir. Geçirecek bir dakika bile vakit yoktur. “ARTIK BEKLEMEYE TAHAMMÜLÜMÜZ KALMAMIŞTIR.

 

Daha önce elinde bir şey olmadığı halde vatanını korumuş dedelerimize layık olabilmek için, vatanımız için gerekirse tüm halkımız asker olmaya gönüllüdür.

 

Siyasiler, paralı askerlik yapmış veya çürük raporu almış çocuklarını güvence altına almış olabilir. Unutmamalıdırlar ki onları o makamlara getirenler halkımızdır. Vatan evlatlarını düşünmek zorundadırlar. Sadece kendi evlatlarını değil!..

 

Irak’a yapılması gereken operasyon sadece askeri açıdan olmamalı her şey düşünülmelidir. Başlıca yapılabilecekler şunlardır.

1 - ) Irak’a askeri operasyon yapılmalı ve teröristler bitirilinceye kadar orada kalınmalıdır.

2 - ) A.B.D. ve diğer ülkelerin oyalama ve kandırma taktiklerine inanmamalı, kararlı ve azimli bir şekilde tek başına hareket edilmelidir.

3 - ) Kuzey Irak’a verilen elektrik kesilmelidir.

4 - ) Habur Sınır Kapısı kapatılmalıdır.

5 - ) İncirlik Üssü kapatılmalı ve bir daha açılmamalıdır.

6 - ) A.B.D. nin Türkiye’deki diğer bütün askeri üsleri kapatılmalıdır.

7 - ) Bu olaylar çözüme ulaşıncaya kadar A.B.D. büyükeliğimiz kapatılmalıdır.

8 - ) Barzani ve diğerlerinin Türkiye’deki mal varlıklarına el konulmalıdır.

9 - ) A.B.D. nin Kızılderilileri ve diğer yerli halkları katlettiklerini, soykırım yaptıklarını içeren bir karar Büyük Millet Meclisi’nden çıkarılmalı ve dünya basınına duyurulmalıdır.

10 - ) Fransa’nın Kuzey Afrika’da yaptığı katliamlarla ilgili meclis kararı çıkarılmalıdır.

11 - ) Nato üyesi olarak hakkımız olan; diğer Nato üyelerinin Türkiye’ye yapılan saldırıya karşı bizimle hareket etmeleri istenmelidir.

 

İsrail 2 askeri için Lübnan’a girdi ve cehenneme çevirdi. Bizim askerlerimiz onlarınki kadar değerli değil midir? Bizim harekete geçmemiz için daha kaç askerimizin şehit edilmesi veya rehin alınması gerekmektedir.

 

Yeter!..

 

Sabrımız kalmamıştır. Siyasiler üstlerine düşen görevi yapmalıdır. Sözün bittiği yerdeyiz… Gün harekete geçme günüdür.

 

Fahrettin Petriçli

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İnsan kalbi toprak gibidir...

11/10/2007 -Kategori: Yazilarim

 
Meşhur bir atasözü vardır. "Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur" diye.

İnsan topraktan yaratılmıştır. Fıtratında toprağın özelliklerini taşır. Sadece maddi olarak değil manevi olarak ta bu böyledir.

Ve insanda madde ile maneviyatın buluştuğu, birleştiği organ kalp, yürek...

İşte insan kalbi de öyledir. Eğer sevgi ekilmezse, zamanla yabani otlar biter.

Nedir bu yabani otlar?

Nefret, çekememezlik, bencillik vesaire...

Özellikle çocukluktan başlayarak insanın eğitiminde buna çok dikkat etmek gerekiyor. Sevgisiz yetişen bir çocuk maddiyatçı ve bencil olacaktır. Menfaati için her şeyi ezmeyi göze alacaktır.

Ya yetişkin insanlar? Onlarda durum değişir mi?

Hayır değişmez. Nasıl olsa sizi seviyor diye bir insanı önemsemezseniz, çantada keklik gözüyle bakarsanız gün gelir kalbinde sevginizden kırıntı bile bulamayabilirsiniz. Daha kötüsü sevginin yerini kin ve nefretin aldığını görmenizdir.

Sizde insansınız ve aynı haksızlıklar size de yapılabilir bir gün. Sevginin değerini anladığınızda sizi seven ve sizin sevebileceğiniz hiç kimse kalmadığını görebilirsiniz. Yani yalnız kalabilirsiniz. Ne demişler; "Ne ekersen onu biçersin." Sevgi ekmediğiniz, sevgisiz bıraktığınız kalplerden bir gün nefret biçebilirsiniz.

İnsanoğlu ne kadar acımasız değil mi? Ulaşmak için çabalar, uğraşır. Ulaşınca da terk eder gider. Aslında amacı ulaşmak istediği şey değildir bu tip insanların. Ulaşılmaza ulaşabilme hırsıdır. Ulaşınca da hiç bir değeri kalmaz artık.

Ya terk edilen için durum nasıldır? Kullanılmış, kandırılmış olmanın verdiği acı, terkedilmenin üzüntüsüyle birleşince ne hale gelir insan? Hiç düşündünüz mü? Ya da hiç yaşadınız mı böyle bir şeyi?

Bir zamanlar uğrunda herşeyini feda etmeye hazır birine kalbinin kapılarını açmış olma hatasını çok pahalı öder terkedilenler.

Öyle ya!.. Bir zamanlar verilmiş olan bir çok yemin, sizi yere göğe sığdıramayan, yücelttikçe yücelten bir çok söz unutulmuştur artık. Ve kaçınılmaz sonla karşılaşırsınız. Terkedilmek!..

Önce şaşırır kalırsınız. Neden böyle oldu diye. Terk edilmeyi hazmedemezsiniz. Ben bunu hak etmedim diye yakınırsınız. Ben bunu hak etmedim!..

Terkedeni ikna etmeye çalışırsınız, size haksızlık yaptığını söylersiniz. Bir zamanlar size söylediği o güzel sözleri hatırlatırsınız. Gelecek hakkında edilen yeminleri hatırlatırsınız. Yalan mıydı diye sorarsınız?

Ama çabalarınız işe yaramaz. Karar infaz edilmiştir bir kere. Geri dönüş yoktur artık...

İçinizde fırtınalar kopar, duygu selleri kaplar tüm yüreğinizi, her şey sel altında kalır. Onun için harcadığınız zamana ve emeğe acımaya başladığınızda artık sonun başlangıcındasınız demektir.

Sevginizi bozuk para gibi harcayan insana karşı belki de psikolojik bir savunmadır bu. Sevginizi hak etmediğini düşünmeye başlarsınız.

Ben aşkta bir tecrübe daha kazandım, o ise benim gibi delice seven birini kaybetti sözleriyle avunursunuz.

Aradan zaman geçtikçe gerçekleri görmeye başlarsınız.

En acısı budur. Terkedilmekten de acı olanı kullanılmış olmaktır. Anlarsınız ki; siz ulaşılmaz olduğunuz sürece değerliydiniz, ulaşıldığınızda değeriniz kalmadı. Yani amaç siz değildiniz, sadece amaca ulaşmak için kullanılmış bir araçtınız.

Bunu fark ettiğinizde bir kez daha kahrolursunuz. Dünya ve içindeki her şey değerini kaybeder. Hayata küsersiniz. Kimseye güvenemez olursunuz. Hiç bir şey eskisi gibi değildir artık. Güneş artık eskisi gibi parlamamaktadır. Yemeklerin tadını almaz olursunuz. Sigara bile size eski hazzı vermemeye başlar. İnsanlardan kaçarsınız. Yalnız kalmak istersiniz.

Bir süre daha geçince bir gerçeği daha anlarsınız...

Sizin sevginizin değerini bilemeyen, sevginize layık olmayan, sizi kullanıp bir eşya gibi fırlatıp atan biri için mi üzülüyorum? Peki... Sevgime deymezse üzülmeme neden deysin? Layık olmayan biri için mi kendimi hırpalıyorum?

İşte... Bu soruları sormaya başladığınızda yediğiniz büyük darbenin yaraları kabuk bağlamaya başladı demektir. İyileşmenin ilk işaretleridir bu.

Artık ona inat yaşamaya başlarsınız, Ona inat hayattan zevk alırsınız. Ama hala o vardır gönlünüzde ve beyninizde. Siz farkında olmasanız bile...

Farkına vardığınızda ise; "Neden ona inat yaşayayım ki?" demeye başlarsınız kendinize. "Ben kendim için yaşarım." Bunu söylediğinizde artık iyileştiniz demektir.

Geçmiş olsun!.. Bir gönül yarasını daha sardınız demektir. Zaman zaman sızlasa da, artık yara kapanmıştır. Yeni maceralara, yeni darbelere hazırsınız demektir.

Tabi her zaman durum bu olmaz. Bazen insan aradığını gerçekten bulur. Kıymetini bilip elinden kaçırmazsa kalan ömrünü mutlu geçirir. Mutlu eder ve mutlu olur.

Bir de... Bir de sevdiği halde ayrılmak zorunda kalanlar var ki, onların çaresi yoktur. Ne yara kapanır, ne sevda biter. Bir ömür boyu sevmeye ve bir ömür boyu hasret çekmeye mahkumdur.
Büyük aşk masalları bu tip yaşanmış olaylardan türemiştir. Belki abartılmıştır ama hikaye doğrudur. Allah kimseyi bu çaresiz derde düşürmesin.

Ne diyorduk? İnsan kalbi toprak gibidir. Sevgi ekilmezse zamanla yabani otlar biter orada.

Geliniz tüm insanları sevelim, değer verelim. Yabani otların yerine güller, laleler, menekşeler ekelim.

Fahrettin Petriçli

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı